9 Ocak 2012 Pazartesi

Sherlock ama 2010 yılı olanı

Conan Doyle'ın Sherlock Holmes'ünü bilmeyen yoktur herhalde. Hani şu meşhur, takıntılı, über-zeki dedektif. Hala birçok insanın Sherlock Holmes'ü tarihte gerçekten yaşamış olduğunu sanması Sir Arthur Conan Doyle'ın başarısıdır. Keza günümüzdeki bir çok başarılı dizinin de Sherlock Holmes karakterinden etkilenerek çekilmesi bu başarı yüzündendir.
Tüm Sherlcok Holmes hikayelerini okumuş biri olarak bu karakter hakkında anlatmak istediğim çok şey var aslında ama bugün sadece Sherlock'tan bahsetmek istiyorum, 2010 model olanından.

BBC'nin son yıllarda yatırım yapmış olduğu, fırsat vermiş olduğu en şahane yapımdır Sherlock kanımca.
Sherlock dizisi, Conan Doyle'un Sherlock Holmes'ünün hikayelerini 2010 yılında başlattı. Yani Holmes, ilgisini çeken suçları araştırırken etrafa telegraflar yollamıyor, blackberry'isinden topluyor bilgileri. Brighton'da 3 gün önce yağmur yağıp yağmadığını postayla değil, google ile öğreniyor. Watson da Sherlock ile başından geçenleri kağıt kalem ile değil, blog aracılığı ile yayınlıyor; savaş sonrası bunalıma girdiği için, doktorunun tavsiyesiyle.
Benedict Cumberbatch, nam-ı diğer Sherlock. Hani ötesini berisini bilmem ama bu adam Sherlock karakterini oynamak için yaratılmış resmen. Müthiş bir oyunculuk, müthiş bir dil.. Hele o İngiliz aksanını gerçek ingilizlerden dinlemek ayrı bir zevk veriyor insana.

Sherlock'un (iyi mi kötü mü karar veremedim) tek "gediği" 1 sezonunun 3 bölümden oluşmasıdır. Benim gibi Sherlock Holmes manyakları için bu az geliyor tabi ama her bölümün de sinema filmi kalitesinde ve titizliğinde çekilmesi müthiş bir olay.
Robert Downey Jr. başrollü sinema filmi olarak çekilen Sherlock Holmes bile bu kadar kaliteli olamadı son 2 filmiyle.

BBC'nin Sherlock karakterleri hakkında kısa kısa bilgiler verelim;

Sherlock (Benedict Cumberbatch)
Sherlock her zamanki gibi takıntılı, çok zeki ve çok soğuk kanlı işlenmiş bu dizide. Ne zaman neyi düşündüğü belli olmuyor ama seyiriciye bu öyle bir yansıtılıyor ki, seyirci "bi'şey düşündüğünü" biliyor ama ne olduğunu kestiremiyor. Orjinal Sherlock Holmes karakterinin kokain ve morfin bağımlılığı olduğunu biliyoruz. Bu durum daha sonra pipoya geçti, günümüzde ise sigara olarak yansıtılıyor. Sherlock, dizide sigarayı bırakmış, düzineyle nikotin bandıyla idare ediyor (yersen). İnsan ilişkileri "toplum" çerçevesinde yine zayıf ve sert. Sherlock kimsenin empati yapamadığı zamanlarda empati yapabilme, herkesin empati yaptığı zamanlarda empati yapamama özelliğine sahip ve bu yüzden dışarıdan soğuk ve kalp kırıcı özellikleriyle tanınır. Fakat özellikle Sherlock 2. sezonunda şunu görebildik. Başta Mrs. Hudson olmak üzere, Sherlock'un sevdiği kişiler üzerindeki zaafları ve duyguları ortaya çıkarıldı. Sevdiği birine zarar gelme ihtimali dahi olsa nasıl bir şiddet uygulama eğilimi olduğunu gördük.

John Watson (Martin Freeman)
2010 model Watson'da da durum buna benzer fakat bu kez Watson'un psikoloğu ona blog yazmasını tavsiye eder, kaybettiği iletişim duygusunu geri kazanabilmesi için, topluma adım atması için. Sherlock ile tanışması da bir arkadaşı ve maddi olanaksızlıkar yüzünden oldu. Hayatını değiştiren olay kuşkusuz ev arkadaşının Sherlock Holmes olmasıdır. Holmes'ün Watson üzerinde ilk gördüğü şey, savaş zamanı nedeniyle her zaman titreyen eli ve ağrı yüzünden aksayan bacağının, adrenalin dolu ve heyecanlı anlarda buz kesmesi. Bu da Watson'un heyecana ve adrenaline ne kadar bağımlı olduğunu gösterir. Bilindiği gibi Watson karakteri Conan Doyle'un yansımasıdır Sherlock Holmes hikayelerinde ve bu hikayeleri yazan kişi de Watson'dur. Sherlock'ta da durum böyle.Watson başından geçenleri, Sherlock Holmes'ü, blogu aracılığı ile yazmaya devam ediyor. Sherlock Holmes, Watson için inanılmaz cezbedici ve hayret verici bir karakter. Sherlock Holmes'ün tüm garipliklerine, dağınıklığına, kibirine, egosuna katlanmasının tek sebebi, Sherlock'un zekasına hayran olmasıdır. Watson, eski bir asker ve doktor. Savaş sonrası psikolojik bazı rahatsızlıkları nedeniyle kendini toplumdan soyutlamış fakat yavaş yavaş yine o topluma adapte olmaya başlamış bir karatker.

Mycroft Holmes (Mark Gatiss)
Mycroft Holmes, İngiliz hükümetinin sırdaşı, Sherlock Holmes'e göre arşiv bekçisi. Sherlock'un abisi Mycroft, BBC yapımlı dizide olması gerektiği gibi işlenmiş bence. En az Sherlock kadar zeki, Sherlock'tan daha olgun ve "endişe" sahibi. Sherlock ile Mycroft her zaman 2 farklı dünyadaki 2 aynı beyin olarak yansıtıldı hikayelerde. Dizide de durum böyle. Mycroft için her zaman öncelik İngiltere ve kraliyet ailesidir. Bu iki değer için "endişelenir". Örneğin Sherlock Holmes sinema filminde (2000 sonrası olan) Mycroft çok underrated ve gelişigüzel işlenmiş. Mycroft gibi çok etkin ve önemli bir karakter dizide hak ettiği gibi anlatılmış. Mycroft her zaman Sherlock'u eleştirir, onunla tartışır ama onu asla küçük görmez ve yardım istemekten de kaçınmaz (Sherlock'un asla yapmayacağı bir şeydir bu). Dünyanın her yerinde bağlantıları olan Mycroft, kraliyet ailesi için de değişilmez bir "asker"dir



James Moriarty (Andrew Scott)
 James Moriarty, Sherlock Holmes'un ezeli rakibi, tek ve en büyük düşmanı. Sherlock Holmes nasıl ki danışman dedektif, Moriarty de danışman suçlu. Daha doğrusu Conan Doyle'un hikayelerinde böyle tasvir ediliyor ama zaman geçtikçe ve bu karakter kendini kabul ettirdikçe, kendi suç imparatorluğunu kurmaya başlıyor. Şimdi gelelim Andrew Scott'a. İngiliz sinemasını/televizyonunu takip edenler bilir aslında kendisini. Oyunculuğuna asla laf söylenemez ama Moriarty karakteri için fazla "toy" bir fiziği var bence. Sonuçta
Profesör Moriarty, matematik profesüdür ve hikayelerde yaşı 50lere yakındır belki de daha fazladır. Çok iyi eğitmili bir boksördür aynı zamanda. Dizide ise adı Jim Moriarty olarak geçiyor. Buradaki "Jim", James isminin kısaltması da olabilir ya da ilerleyen bölümlerde Jim Moriarty'nin, James Moriarty'nin bir yakını olduğu ortaya çıkabilir. Bunlar benim ihtimallerim. Sonuç itibariyle Moriarty, Sherlock Holmes'ün en büyük düşmanıdır ve -belki de Holmes'ten daha zeki bir karakterdir. Moriarty hakkında Ekşi Sözlük'ten "gregor" nickli kişinin yazdıkları aslında güzel bir özet olur:
"matematik profesörüdür.
holmes, prof.moriarty için şöyle demişti:
"o suçun napolyonudur watson. bu şehirdeki lanetin yarısının (ve açığa çıkmayan kötülüklerin hemen hepsinin) planlayıcısıdır. o bir deha, filozof, bir "öz"*düşünürüdür. ağının ortasındaki bir örümcek gibi hareketsiz biçimde oturur, ama o ağ binlerce yayılıma sahiptir; ve o her bir yayılımı en ince noktasına kadar bilir"

Irene Adler (Lara Pulver)
Sherlock Holmes'ün ilgisini çekmeyi başarmış ve Sherlock Holmes'ü yenmeyi başarmış tek kadın, Sherlock'un büyük zaaflarından bir tanesi. Irene Adler, New Jersey doğumlu bir opera sanatçısı. İnanılmaz kurnaz, inanılmaz zeki.. Sherlock dizisinde nam-ı diğer "the Women". Dizide, Sherlock'un zekasını ve yaşam stilini "the new sexy" olarak tanımlar Irene Adler. Hikayeye sonradan dahil olsa da, büyük iz bıraktı okurlarda Adler karakteri. Çok net olmasa da, Sherlock Holmes'ün aşık olması muhtemel kişi Irene Adler'dir. İkisinin de birbirlerine zaafları çok büyük olsa da, ikisi de birbirine güvenmiyor ve her zaman birbirlerinin hareketlerine dikkat ediyor. Irene Adler genelde Sherlock'un çocuk tarafını kullanarak, istedikleri bazı bilgileri edinir,- ya da edindiğini sanır.



Sherlock dizisiyle paralel işleyen bazı internet siteleri de şunlardır (Ekşi Sözlükten "ays" nickli kişinin yazısından alıntıdır);

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder