4 Ocak 2012, sezonun ikinci devresinin Beşiktaş için ilk maçı. Rakip Es-Es. Bundan 116 gün önce Eskişehir, Beşiktaş'ı çok etkili bir oyunla 2011-2012 sezonunun açılış maçında 2-1 mağlup etmişti. O zamandan bu zamana gözle görülür bir şekilde Beşiktaş'ta müthiş bir gelişme var. Belki de hep bahsedilen "yoğun ve sıkışık fikstür" Beşiktaş'ı yıpratmak yerine geliştirdi.
Dün başlama vuruşuyla beraber Beşiktaş'ta herkes ama herkes inanılmaz mücadele etti ve sahada duran, koşmayan, tembellik yapan bir tane bile siyah beyazlı yoktu, buna Hugo Almeida dahil. Bugünkü blog yazımın başlığını da Almeida sayesinde attım. Almeida'yı bir ara Roberto Hilbert'in kademesinde görünce "yok artık" dedim. Bu da yetmezmiş gibi Hugo (1-2 dakikalığına da olsa) sağ beke geçip, sağ açıktan bindiren Hilbert'i topla buluşturmaya çalıştı. Veli Kavlak yine her zamanki gibi "çılgınca" pres yapmaya çalıştı ama bu çılgınlık onun maç içerisindeki performansını ciddi anlamda etkiliyor. Defansif olarak görevini yerine getirdikten sonra gücü ofansif girişimlere yetmiyor. Fernandes günler geçtikçe daha fazla sorumluluk almaya başladı ve takımın ciddi anlamda beyini oldu. Bunları yapmasının dışında inanılmaz bir iştah var Fernandes'te. Enerjisini son raddeye kadar harcamaktan çekinmiyor. Bu ülkemizde genelde yabancı "10" numaraların yaptığı veya yapmaktan zevk aldığı bir şey değildir. Cenk ıslak zemin ve topa rağmen özellikle ilk yarıda es-es'in 2-3 şutunu engelledi. Maçın ilk devresinde topla çok bulaşamadığı için vücudu "soğuktu" ama yine de kalesinde çok güven verdi. Egemen'in bi' "this is sparta" diye bağırmadığı kaldı Beşiktaş kariyerinde. Savaşçı nedir? diye sorsalar, Egemen'i gösteririm.
Carvalhal Edu- Almeida ikilisiyle başladı maça. Arkalarında Veli-Fernandes-Ernst. Bunu denerken ne düşündü kestiremedim ama kanat bindirmelerini yapan adamların (Quaresma- Simao) yokken 2 tane "dev"i ileri uçta sahaya sürmek anlamsız geldi. Keza bu anlamsız hareket maçta çok sırıttı. Edu ve Almeida'ya atılan ara toplar yok oldu gitti. Edu ve Almeida'nın değişimli olarak sağ ve/veya sol kanada geçmeleri de ayrı bir komedi. Cidden Carvalhal'ın kafasında ne vardı merak ediyorum böyle bir taktik denerken.
Zaten Beşiktaş'ın yakaladığı onlarca net pozisyon aralara sarkan orta saha sayesinde var oldu.
veee
Fabian Ernst. Üstün Alman teknolojisi lafını kanıtlıyor bu adam geldiğin günden beri. Ernst'i 4-5 kez canlı izleyenler bilir. Bu adam sadece "ben görevimi yaparım, gerisine karışmam" adamı değil. Derler ya "babasının takımı sanki", aynen öyle. İnanılmaz bir hırsla oynuyor Ernst her maçı. Dün abartmıyorum 90 dakika boyunca her yere koştu, her yere girdi- çıktı, kanatlardan bindirdi, top kaptı, pas attı, itişti, dalaştı.. Ernst bundan 10 sene sonra da "ne adamı ya" diye hatırlanacak, müthiş bir kişidir kanımca.
Beni tanıyanlar bilir. Beşiktaş'ta her zaman oynaması gerekli dediğim adama geldi sıra,
Mustafa Pektemek, nam-ı diğer "Pektemek Gol Demek". Son yıllarda Beşiktaş'ta gördüğüm en etkili, en istikrarlı, en disiplinli forvetlerin arasındadır Mustafa Pektemek. Gol için doğmuş sanki. Her zaman demişimdir Miroslav Klose tarzı= Pektemek tarzı. Gol olabilecek havayı herkesten önce kokluyor ve o kokuya gidiyor. Tilki gibi adam. Sahada olduğu her dakika, Beşiktaş'ın gol atma şansını artırıyor. Bence Almeida ile birlikte oynaması her zaman daha verimli olur. İki futbolcu da birbirini son derece rahatlatıyor. Rakip takım defansları bu iki forveti birden kontrol edemez düşüncesindeyim. Elbet açık verecekler ve -özellikle Pektemek- bu iki Forvet bu açığı affetmeyecektir.
Skor vasat olabilir ama dünkü futbolla Beşiktaş'ın kafa tutamayacağı takım olmadığını anladım. Al dünyanın en hızlı ve yorucu 2 liginden birine koy, oynar bu takım. Helal olsun size.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder