Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2012 Çarşamba

Siyah ve Beyaz, olmak ya da olmamak..


Beşiktaşlı olmak.. Sahi nedir Beşiktaşlı olmak?
Özel bir şeydir aslında Beşiktaşlı olmak. Her ne kadar kitlelere yayılsa, topluluklar, oluşumlar insanın aklına gelse de, Beşiktaşlı olmak daha farklıdır, sanki daha özeldir; kişiye özeldir. Hayatınızda verdiğiniz kararlarda bile Beşiktaşın, Beşiktaşlı olmanın etkileri vardır. Kız arkadaşınızla olan ilişkilerinizde Beşiktaşın etkileri, Beşiktaş'ın tutumu vardır. Ailenize, semtinize, arkadaşlarınıza karşı davranışlarınızda da.. Affetme mekanizmanız bile "Beşiktaş felsefesiyle" paraleldir. İşin güzeli de bunu çok sonradan fark etmenizdir.
Beşiktaşlı olmak herkese nasip olmaz derler ya.. Keşke herkese nasip olsa. Beşiktaş zamanla, yavaş yavaş, sindire sindire insanın gerçekten kanına girer ve aslında, bana göre, Beşiktaşlı doğulmaz, Beşiktaşlı olunur. Sizin düşünceleriniz, fikirleriniz, zaman zaman asiliğiniz ve kör savaşınız sizi Beşiktaşlı yapar. Beşiktaşlı olduğunuz için bunlar olmaz. Beşiktaş bilinçaltına işler, işler ve tekrar işler. O yüzdendir ki çoğu sohbette "ama beşiktaş farklı" laflarını duyarım "diğer"lerinden. Çünkü inanıyorum ki ve hatta biliyorum ki derinlerde bir yerde, onların da bir parçası Beşiktaşlıdır. "Diğer" takımlar-genelde- anıldığı zaman, kulüpleriyle, taraftarlarıyla, başarılarıyla, başarısızlıklarıyla anılır. Fakat beşiktaş denildiği zaman daha farklı resimler oluşur insanın kafasında. Belki de sadece bana öyle geliyor, bilemiyorum. Daha geniş bir resim, ama bir o kadar küçük. Yıllardır söylenen kelime duruş. Beşiktaşlı duruşu.. Biraz dolduruyor bu resmin tanımını aslında fakat yine de tam olarak değil, olamaz da.. Aslında "nedir beşiktaşlılık" sorusunun cevabı yoktur. Bir andır, ufacık bir düşüncedir ya da şahit olduğunuz bir olaydır. Beşiktaş, baba yerine konulan figürler gibidir. Hani vardır ya babacan adamlar. Yaşı ne olursa olsun muhabbet etmek için can attığınız, yeri geldiğinde size nasihat veren, zaman zaman kalbinizi çok ama çok kıran adamlar. 
Beşiktaşlı olmak, kendin olmaktır, kendini bulabilme yoludur. O yüzdendir ki şampiyonluk, başarı veya hezimetler bizim çok da, tabiri caizse "umrumuzda" değildir. 
Hayatın her alanında ağır etkisi vardır beşiktaşlı olmanın. En basitinden sağda solda "eski sevgili/sevgili" sohbetlerini duyduğunuzda, nedense, aklıma ilk gelen şey Beşiktaştır.. ya da gündelik hayatta, tatsız bir tartışmanın içindeyken, tartışma kanlı bıçaklı kavgaya dönüşecekken, aklıma önce beşiktaş, sonra abiler aklıma gelir. Önce efendi olmayı ve alabildiğince alttan almayı öğreten abiler. Sırdaşlığı, kol kanat germeyi, yardım etmeyi, anlamayı, ayırmamayı öğretti bana Beşiktaş ve inanıyorum ki daha çok şey var öğreteceği bana Beşiktaş'ın..
 
 

21 Aralık 2011 Çarşamba

Beşiktaşlı olunmaz Beşiktaşlı doğulur.

Bir arkadaşımdan feyz alarak daldım bu blog dünyasına. Ara sıra benim de 2 satır yazasım gelir, dursun köşede diye..
Hani bilenler bilir, bir tezahürat vardır "amcam istedi Fenerli olayım, dayım istedi Cimbomlu olayım, alayına isyan Beşiktaşlıyım.." diye devam eden. Ne zaman duysam/ söylesem bunu, "sanki benim için yazmışlar" derim.. Tek farkla, her defasında, "amcam" kısmını "babam" olarak değiştiririm. O durumda babama bile sövebilirim anlayacağınız.

Babam beni Fenerbahçeli ilan etmiş küçükken, dayım da Galatasaraylı. Almanya'da yaşıyoruz o zamanlar, ben ne bilirim Fenerbahçe'yi, Galatasaray'ı. Benim için varsa yoksa Bierhoff, Elber, Balakov, Bobic, Basler, Sammer.. Bayern München'i bilirim ben, BVB'yi, Magiesches Dreieck (Sihirli üçgen) Stuttgart'ı bilirim. İyi takımdı ama Stuttgart o zamanlar, bir Alman (Bobic), bir Bulgar (Balakov) ve bir Brezilyalı'nın (Elber) akıl almaz uyumu vardı. Konumuz bu değil neyse..
Dedim ya bilmem ben öyle Türkiye'deki futbolu falan, çevremde de bilen/ ilgilenen yok. Derken yaş geldi 12ye, Türkiye'ye kesin dönüş yaptığımız yaştayım. Yeni bir ev, yeni bir ülke, yeni arkadaşlıklar. Zorlanmıştım gerçi arkadaşlık kurmada. 

Türkiye'ye /İstanbul geldiğimde ilk gittiğim yerlerden biri Carrefour oldu. Bu İçerenköy'deki. Elvir Bolic'i de ilk kez orada gördüm. Babam dedi bak bu Fenerbahçeli Bolic diye. O Bolic dedikçe benim aklıma Bobic geldi, ordan Elber, ordan Almanya, ordan BVB.. "Git imza iste" dedi babam. Gittim utana sıkıla yanına imza istedim, sırtıma vurarak "zaman yok başka sefer" dedi ve uzaklaştı yanımdan.. Babam da gördü tabi eli boş döndüğümü, bana üzüldü. Ben üzülmemiştim gerçi, Bolic kimmiş, tanımam bile.. Ertesi gün babam oturduğumuz yerdeki Migrostan "göya" tüm fenerbahçeli futbolcuların imzasının olduğu sarı lacivert bir top aldı bana. Sevinmiştim çünkü futbol topuydu bu nihayetinde. Evde 1-2 sektirmeden sonra o hep pencereden baktığım sokağa indim topumla. Başladım duvarla paslaşmaya.. Biraz vakit geçtikten sonra bir ses "Fenerbahçe topu mu o?" dedi. "Evet babam aldı" dedim, başladık karşılıklı oynamaya Fenerbahçeli olan Atilla'yla. Bizi gören Ferhat da geldi yanıma başladık oynamaya 3 kişi. Türkiye'de ilk tokat yediğim kişinin evinin önünde oynamaya başladık, garaj kapılarını kale yapmıştık. (bu kişiye ileride deyineceğim).

Gel zaman git zaman takıldık böyle ama benim hala futbolla pek aram yok. Babamın eve bağlattığı Alman kanallarından hala 1. FC Bayern München'in sonuçlarına bakıyordum, özetleri izliyordum ZDF'te. Babam Almanya'ya giriş çıkış yaptıkça ona Almanya'dan "Kicker" tarzı dergiler aldırıyordum. 

Sülalemde sevdiğim tek tük akrabalarımın arasında dayım vardır. Çocukkten hep korurdu beni, biraz da sabıkalı olduğundan herkes saygı gösterirdi bana. Bu da tabi dayıma olan hayranlığımı artırırdı. O Galatasaraylıydı ve bana en büyük kim diye sorduğunda "Galatasaray" derdim. Geldik 2000 senesine Galatasaray- Arsenal UEFA kupası finali. Komşularda izliyoruz kalabalık bir şekilde. GS aldı kupayı bizde tabi sevinç çığlıkları..

Hani günümüzde tipler vardır ya, sadece önemli maçlarda ortaya çıkıp "asrın taraftarı" kesilir. Öyleydim ben de işte.

ve Beşiktaş..

Az önce bahsettiğim arkadaş, bana ilk tokatı atan (ona sorsanız döven) arkadaş: Ali. Mahallenin serserisiydi. Abisi var, abisinin arkadaşları falan derken onun da bıçkınlığı normal karşılanırdı. Mahallemizde oturan kanserli bir ablamızı tarif ederken (Türkçemin yetersiz olması sebebiyle) "kel abla" dediğim için çıktı kavga. Ben de vurdum gerçi bi' tane ama Ali ve ekürisi Hacı patlattılar tokatları yumrukları bana.

Ali iyi Beşiktaşlıdır, sadık Beşiktaşlıdır. O zamanlar anlamasak da, şimdi şimdi anlıyorum Beşiktaşlılığını ve sadakatini. Mahallede herkes kar topu oynayıp eğlenirken, o giderdi yine de maçına abisiyle. "Bugün gitmeyeceğim" lafını hiç duymadım ondan. Hatta 2003 yılındaki 100.yıl şampiyonluğunda sevinçten kendini nasıl dağıttığını bile hatırlıyorum.
Ali bir gün "Çiko gel seni maça götüreyim" dedi. (Uzun tartışmalar sonucu tarihe 2007 senesi olarak karar verdik) Çok iştahlı olmasam da "tamam" dedim. Hayatımda Türkiye'de (1-2 Maltepespor maçı hariç) hiç gitmedim maçlara veya herhangi bir stadyuma.

O gün başladı işte Beşiktaşlılık bünyemizde. Tarifi (mecazi anlamda değil) cidden mümkün değil. N'oldu da bu kadar etkilendim, inanın bilmiyorum. Tribün de olabilir, ortam da olabilir, oradaki adrenalin de olabilir, maç öncesi bilimum alkol tüketimi de olabilir.. Belki de tüm bunların karışımı.. Şu an bildiğim tek şey var o da "Beşiktaş olmadan" 2 haftanın zor geçtiği. 

O yüzden "Beşiktaşlı olunmaz Beşiktaşlı doğulur" tezahüratını saçma bulurum. İnsanlar herhangi bir inançla, isimle, milliyetle doğar. Kendisine sorulmaz, bu önceden belirlenir. Ama kişi geliştikçe, dünya görüşü oturdukça, kendini de değiştirir, değiştirmeli. Belki inancını, belki adını değiştirir.

Ben Beşiktaşla doğmadım ama Beşiktaş'ı yaşadım, hissettim, gördüm ve istedim..

Bugün 1 tezahürtta avazım çıktığı kadar, sanki intikam alıyormuşçasına bağrırım;
"BABAM İSTEDİ FENERLİ OLAYIM,
 DAYIM İSTEDİ CİMBOMLU OLAYIM,
ALAYINA İSYAN BEŞİKTAŞLIYIM,
BABAMIN DAYIMIN A*INA KOYAYIM!"

ve yine 1 tezahüratta sırıtmama engel olamadan katılmadığım tek tezahürat;
BEŞİKTAŞLI OLUNMAZ BEŞİKTAŞLI DOĞULU BEŞİKTAŞLI OLMAYANLAR ..... ÇOCUĞUDUR!

Geriye dönüp baktığımda da hep gülerim, bana ilk dayak atan kişinin, Beşiktaşlı olmama vesile olması çok ironik..